ANILARI

Aslı TAŞKIN

Sessizce ortamımıza girip yüreğimizi derin dostluğuyla kaplayan ve aynen sessizce aramızdan ayrılan, fakat yüreğimizde ki bıraktığı boşluğu o günkü gibi koruyan MELEĞE sesleniyorum….. Senin o,devamlı gülümseyen, o çekingen, o masum yüzünü bizde buraları terk edene dek unutmayacağız. hani hatırlar mısın seninle, gündal’lar la beraber İzmir’e gittiğimizde bizimle birlikte sabahtan aksama kadar çarşıda dolaşmıştın, aksam gittiğimiz yerde Hafize ile bana eski bir arkadaşınla aynı mekana geldiğinizden bahsetmiş ve onu yıllardır hala unutamadığını belirtmiştin ya …. Emin ol ki bizde seni asla unutmayacağız, bizde senin o kadar çok anın var ki hangi birini kaleme döküp yazalım, kaldı ki seni yazmakla nasıl anlatalım, sen o kadar yüce bir insandın ki, bu yüceliğin anlatılmaz, ancak seni tanıyanlar bilir be sevgili KARDEŞİM…..  Seni biz sadece uzun bir yolcuğa uğurladık, bu yolculuk belki bize seni çok özletecek, seni çok aratacak ama, elbette bir gün bu uzun yolculuğun sonu gelecek, o anda bizler cennetin en güzel yerlerinde kaldığımız yerden dostluğumuza devam edeceğiz. Hiç kuşkun olmasın…Allah’a emanet ol…. Biz hep yanındayız….

* * * * *

 

İnci ÇELİK

Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevmekten vazgeçebilir, ne terk edebilirsiniz… Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında… En güzel yıllarınızın,acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır… İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı,sohbetlerinizin konusudur… Gözyaşlarınız da,bilinçaltınız da kalakalanızdır… Korkunca saklandığınız;bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak…. Sevdanız riyasız, çıkarsız,karşılıksızdır…. Sınırsız ve nihayetsiz; Bir zamanlar bir gülüşüyle alacakaranlığı ısıtan rüya, bir kabusa dönüşür birden… Kapatır gülen kapılarını,yasaklar kendini size…. Hoyrattır, bakmaz yüzünüze…. Zehir akar dilinden,konuşturmaz,suçlar,yargılar,mahkum eder.. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden…. Ayrılırsanız yaşayamayacağınızı bilirsiniz, ama böyle de sevemezsiniz…

Yaban ellerde,başka kollarda ondan bahseder, ağlarsınız… Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi… Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırısınız… Sular kulağına fısıldasın diye… Dönüp ”SENİ HALA SEVİYORUM” diye bağırmak geçer içinizden… Dönemezsiniz… Göremedikçe bağlanır,uzaklaştıkça yaklaşırsınız…. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu,ne onunla olur,ne onsuz… Hem kollarında ölmek,kucağına gömülmek arzusu; Hem “Ne olacak sonunda” korkusu Böyle sevemezsiniz.terkte edemezsiniz…. SÜRÜNÜR GİDERSİNİZ….(Bu dünyayı terk etmiş olsa bile,siz onu terk edemezsiniz)

Sevmek ve sevilmek kavramına,anlam katan, katığı anlamı yaşatan benim için tek ve yegane insan Türker TAŞALTIN’dır…Hayatı boyunca hep sevildi ailesinin ve arkadaşlarını sevgisini hep üzerinde taşıdığını bilerek… Onu unutulmaz yapan gerçek insan olması idi bence…Ve böyle güzel bir insan Allah’ında sevgili kuluymuş ki bizden de belki çok sevdiği için yanına aldı. Ve inanıyorum ki,onu çok güzel bir mekanında tekrar bizlerle karşılaştırana kadar Türker’imize  iyi bakıyor olmalı…. Onu her zaman bir arkadaşı için koştururken görmek mümkündü, evlilik, ölüm, hasta ziyaretlerinde her an elinde bir hediyesi onların yanında bulabilirdiniz… Bu özellik her erkeğe mahsus gibi gelmezdi bana ve hala da öyledir… Onu özel yapan da hep dostlarının iyi yada kötü günlerinde yanlarında bulunması idi… Yağmurda ıslanmayayım diye iş dönüşü karşılaması “Yağmurda ıslanmanı istemem o yüzden eve gitmedim, seni bekledim” demesi bana dünyaları vermiş ve beni havalara uçurmuştu bile; Benim mutlu olmamdan dolayı ona has gülüşünde gözleri gülerdi,yaramaz bir çocuğun hazzıyla gülen tatlı o gülüşü hala gözlerimin önündedir… Hasta olduğunu duyduğum zaman Adana’daydım aradım çok kere ama bana cevap vermek istemedi yada çok kısa kestirip ben iyiyim beni arama demesi beni hüzne boğmuştur.…Telefonu gizli numaraya alıp sesini duyardım, hayatta diye şükrederdim…

18 Ağustosta bir mesaj geldi telefonuma Türker’in abisi, Türker’in durumunun kötü olduğunu yazmıştı ve dua etmemizi istiyordu… Bende mesaja karşılık dualarımızın hep onunla olduğuna dair mesajımı gönderdim….Gece sıkıntılı yattım, sabah erkenden kalktım,bir şeyler bana huzursuzluk veriyordu anlayamadığım.Elim telefona gitti,arasam mı diye son bir cesaretle aradım karşımda onun sesine benzer bir ses oh dedim beni kandırmış dedim;sonra ben Türker’in abisi “KAYBETTİK “ onu diyordu uğultu ile… Duyabildiklerim sabaha karşı teslim etmişti ruhunu Hakkın rahmetine… İnanamadım, inanamıyordum duyduklarıma, gerçek olamazdı bana şaka yapıyor olmalıydı her zaman ki gibi gerçek olması ona yakışmıyordu o gülen yüzü,o kara gözleri canlandı gözlerimin önünde şaka olmalıydı yada olmasını istediğim….inanması gerçekten zordu;ona ölüm yakışmıyordu çünkü… 19 Ağustos 2004, bu gün benim de onunla bir parçamın öldüğü gün oldu . Ruhun şad olsun, Allah gani gani rahmet eğlesin, toprağın bol olsun….. Her şey için sana sonsuz teşekkürler. Seni hiçbir zaman unutmayacağız….

* * * * *

 

Hasan NEŞİRAY

Türker’e … Onunla Yaşadığım güzel anılardan bir tanesi; Beraber bir yerlere gideceğiz ama yeri hatırlamıyorum. Benim eve uğrayıp bir eşya almam gerekiyor. Türkerin arabası ile beraber eve geldik ama Türker bir türlü arabadan inmiyor. Ya niye gelmiyorsun dedim.”Ben bir yere gidip geliyorum” dedi. Aradan çok bir zaman geçmedi Türker geldi. Elinde tatlı .Bu ne dedim “ Abi ben bu eve ilk kez geliyorum ilk kez geldiğim yere boş gelmem” dedi.Sen Manyaksın ya dedim ama o anda O inceleği karşısında uzun bir süre düşündüm Bu Hayat’ da  Bu Düşünceye sahip bende dahil kaç kişi var diye.Ben bunu düşünemezdim biliyorum. Unutamadığım şeylerden biriside DSİ de yeni işe başladığında Beni kızdırmak için arayıp “Hala Çalışıyor musun Abi Ben Öğlen Tatilindeyim “ deyip kahkaha ile telefonu kapatması idi Seni Hepimiz Çok Özlüyoruz. * * * * *

 

Derya YILDIRIM

Kısa bir süre içerisinde hayatıma giren, bir o kadarda kendini kolay sevdiren nadir insanlardandın. Bunu yapmak için çaba sarf etmemesi en güzel tarafıydı zaten. Görünen hali hep en doğal, en doğru, en dürüst hali olduğundan olsa gerek derin izler bıraktı, hatta ilk tanıştığımız gün ne giydiğimi hatırlayacak kadar derin izler… Birçok şey var anlatılabilecek o kısa zaman içinde yaşanan. En kısa ve bence en anlamlısını anlatmayı tercih ediyorum. “Karşılıklı hediye alınıp verilen bir gün, şubat ayının soğuk bir günü…Ben ona kazak almıştım, hediyemi verdim ve ondanda en azından bir çiçek bekliyordum ama o benim ısrarlarıma rağmen bana çiçek bile almadı.

Anlam verememiştim ve hatta çok kızmıştım onun şu sözüne….. “SENDE BENİ HATIRLATACAK BİRŞEY OLSUN İSTEMİYORUM’” Ama söylerken şunu unutmuştu “onu hatırlamak için herhangi bir şeye ihtiyaç duymuyorum” Bunları yazarken bile okuduğunu biliyorum Türker TAŞALTIN Aklımdasın…. ve hiç bir zaman aklımdan çıkmayacaksın. Allah rahmet eğlesin. Toprağın bol olsun…

* * * * *

 

İsmail DOĞAN

Türkerle 1992 yılında tanıştık. Tümteks’e işe girmiştim ve o daha sonra geldi. İlk gelişinde babası ile geldi. Babasının mevkisinin yüksek olduğu, işe de babasının vasıtasıyla girdiği söyleniyordu. Ben de bu tür olaylara sıcak bakmadığım için ilk zamanlar ona karşı çok soğuktum, konuşmazdım bile. Zaten yapısı itibariyle o da fazla konuşmazdı. Öyle sessiz sessiz işe gelir giderdi. Bazen işe bile gelmezdi, ben de sinir olurdum, biz kendimizi burada yırtınıyoruz, Türker keyfine göre işe gelip gidiyor derdim.

Ama zaman geçtikçe yavaş yavaş muhabbetimiz başladı. Bir hafta sonu Kuşadası’na gittik, Türker’le zaman içersinde dostluğumuz arttı ve hiçbir yerde benim düşündüğüm gibi babasının mevkisinin yüksek olduğundan dolayı ayrıcalıklı bir tavır ve davranışta bulunmadı. Ben yanıldığımı o zaman anladım, daha sonra bu durumu ona anlattım. İlk başta neden soğuk davrandığımı neden fazla samimi olmadığımı. Oda bana bende seni sevmezdim, havandan yanına varılmazdı dedi.

Muhabbetimiz ilerledikçe Türker’in zaman zaman İzmir’e rahatsızlığı ile ilgili olarak kontrole gittiğini öğrendim. Meğerse işe zaman zaman gelmeyişi bu yüzdenmiş. Ben de neler düşünüyordum, torpilli diyordum içimden, Ama gel gör ki gerçek böyle değilmiş. Bunu anladığım zaman kendimden çok utandım ve bir daha insanlara ön yargıyla bakmayacağıma söz verdim. Zamanla arkadaşlığımız yıkılmaz bir dostluğa dönüştü. Yaklaşık 13 seneye varan bir kardeşliğimiz, dostluğumuz vardır. İşin en güzel tarafı en güzel beraberlikler kavgayla başlar derler ya. Bizim ki de biraz ona benzedi. Allah razı olsun sevgili kardeşimden üzerimde çok hakkı vardır.

Eminim ki kalbinin temizliğinden cenab-ı Allah onun mekanını cennet yapmıştır. Güzel kardeşimin giderken yaptığı son şey, geride kalan arkadaşlarının birbirlerine daha sıkı sarılmalarına vesile olmuştur diye düşünüyorum.Şu sözünü hiçbir zaman unutmam. “Oğlum bir gün hepimiz evleneceğiz artık birbirimize ailecek gelip gideceğiz. Onun için davranışlarımıza dikkat edelim ki birbirimize gelmeye yüzümüz olsun” derdi. Ama ya şimdi.  ALLAH RAHMET EĞLESİN. KEDERLİ AİLESİNE SABIRLAR VERSİN….TOPRAĞI BOL, MEKANI CENNET OLSUN…

* * * * *

 

Gülay Erciyes (DSİ)

Sevgili arkadaşım…  Ölüm bütün gençlere yakışmadığı gibi sana da bu genç yaşında yakışmadı. Seninle aynı odada 4 yıl çalıştık. Elbette senin ölümünden en çok sarsılanlardan biri de ben oldum. İşe her sabah geldiğimde boş duran masan…..  Senin için neler diyebilirim, o kadar çok ki ……..samimiyetine, duygusallığına, arkadaş canlılığına, yardımseverliğine her zaman tanık olmuşumdur..  Sen bizim için sadece yan odaya geçtin belli bir süre ve o odada bizi bekliyorsun elbette bizde geleceğiz orada görüşmek dileği ile  Huzur içinde yat

* * * * *

 

Gündal_Hafize Uşak

Çok şeyler yazmaya gerek görmüyorum. Çünkü onu tanıyan herkes biliyor, 33 yıllık hayatımda beni en çok etkileyen olaylardan birisi onu kaybetmek oldu. Ve bunca yıllık yaşantımda onun gibi bir dost tanımadım tanıyabileceğimi de sanmıyorum. Üzüntümde, sıkıntımda ve sevinçlerimde hep onu bulurdum yanımda nasıl bir araya gelirdik o dakikalar bilemiyorum ama beraberdik… Ailemden birisi idi. Ailemle birlikte bir şey yapacağımız zaman bana derdi “bende evlendiğimde daha güzel olacak efe ailecek…” Artık bazı şeyleri de aşmıştık artık bize gelirken “ben bekarım ayıp olur efe…” demezdi artık ama nafile…

Bir söz vardır; “İnsanlara beklediklerinden daha fazlasını verin ve bunu neşe içinde yapın karşılık beklemeden mutluluk işte orda…” o bu prensiple hareket ederdi her zaman..Ve bir türkümüz vardı bizim ayrı yerlerde isek ve bu türkü çalarsa muhakkak arardık birbirimizi ve BEN HER O TÜRKÜYÜ DUYDUĞUMDA ARAMAK İSTİYORUM ... Bir şiir okudum arasından bazı mısralar o kadar etkiledi ki beni bu mısralar sanki hep onu anlatıyordu: 


Sahte sevgileri tanımaz kalbim

Öyle senden çok uzaklarda değilim

Beni seven gönüllerin ocağında ara

Görmesini bilen gözlerin bakışındayım

Menfaatle bakmasını bilmez gözlerim

Belki sana senden daha yakın bir yerde

Beni gerçek dostlukların kucağında ara

Çarpan kalbinin her atışındayım

Mutluluğu anlatan şarkılarda değil

Aklına düşerim hani olur da

Yaralı yüreklerin ağıtlarında ara

Beni sığmadığın duyguların içinde ara

Beni menfaat ve ihanetten uzakta

O kadar da kolay bulurum sanma

Yağacak sevgi bulutlarında ara

Beni benim seni görebileceğim biçimde ara.


Yıllar önce ilk defa bize yemeğe geldiğinde çekingen halini hatırlıyorum da, yemek tuzsuz gelmiş ama tuzluğu da göremeyince masada isteyememiş . Bunu anlatmıştı bize sonradan ve beraberce gülmüştük. Ve sonradan yediğimiz yemeklerde hep aklımıza gelir gülerdik… 1997 yılları idi galiba bize hanımın bir kız arkadaşı gelmişti ve bir akşam okey oynayalım diye düşündük ve Türker’i çağırdım 4.kişi olarak. Kapı zili çaldı ve bizim misafir arkadaş kapıyı açtı Türker e (İlk defa karşılaşıyorlar) biraz şaka birazda yüksek sesle Türkere şunları söylemişti Nerde kaldın ya.. Ev de şehir dışından bir misafir var ve elin boş geliyorsun? İlk defa karşılaştığın bir bayan Türker e kapıyı açıyor ve bu şekilde laf ediyor Türker’in o anki hali ve içerdeki ilk yarım saati halen gözümün önünden gitmiyor.

Ürkek, utangaç, çekingen ve şaşırmış kısacası şok olmuş hali ve şunu da unutamam herhalde kızım Ayşe’ye baktıkça hep aklıma geliyor, Ayşe'nin doğumundan sonraki onu ürkek tutuşu ve Ayşe’nin onun kucağında uyuyup kalması….

Dostluklar vardır, erken dolar vadesi, dostluklar vardır devam eder ahirette!.” Bizimkisi devam edecek ahirette KARDEŞİM…. Bu resim onu haziran 2004'de hastane ziyaretimizde cep telefonu ile çekilmişti…Böyle bir son aklımızın ucundan geçmeden….Hissettirmedi bize bazı şeyleri hastanede bile hep iyi gidiyor döneceğim yakında derdi ve bizde inanırdık ona, dönecekti o…. Dönecekti……dönecekti… 

* * * * *

 

Abdullah TAŞKIN

EFE NASILSIN TÜM GÜZELLİKLER ÜSTENE OLSUN

Dostluğuna doyamadığımız sabrının sırrını çözemediğimiz, fedakârlığın, mütevazılıği, saygıyı yaşamanın güzelliklerini gösteren ve yaşayan EFE. Bu yazacak olduğum yaşanmış geçmişte kalan, yaşanmış olan çok olaydan birisi. Tabi ki bunu yazarak seninde hatırlamanı ve bu gibi güzel şeyleri hep senin yaşattığını bilmeni ve bizlere hatırlattığını elimizden geldiği kadarda hep beraber böyle yaşam çevresi kurarak bugünün çağ atlamış Türkiye’sinde nadir olan duyguları yaşamak için öncü olduğunu bilmeni isterim. Hep yapmak isteyipte 2 sene sonra yaptığımız yani biz evli baylarla diğer bir değişle süper light arkadaşlarla beraber bir yerlere gidip hoş bir muhabbet kurmayı yeğlemiştik. Bunun gerçekleşme ortamını bizlerin ayarlamasının çok uzun yıllar alacağını bildiğin için bir hafta sonu alabalıkta yer ayırtarak bizlere ilettin tabi eşlerimizin seni kırmaları imkânsızdı. Böyle bir izini koparmamız kolay oldu. Ailelerimizi bir arkadaşımızın evinde bırakarak bizler cumartesi akşamı muhabbetini alabalık tesislerinde başladık. Tabi ki fırsat buldukça ortam ve muhabbetin güzelliğiyle zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık. İşyerinin son müşterileri bizdik ve normal kapanma süresini de çoktan geçmişti. Tesislerden ayrılırken halimiz gözümün önüne geliyor şu an aynen mehteran takımı gibi ilerliyorduk. İki ileri bir geri, borazan gibi bir ses bir tarafta davul gibi gümleyen bir ses bu arada içimizde iyi olanlar şeflik yapıyordu. Tabi ilerleyen saatlerde iyi olanlar sendeledi. Diğerleri de bazı nedenlerden dolayı kendine geldi. Kısacası şeflik pozisyonu hep değişiyordu arkadaşlar arasında. Bizler fırsat bulduk ya hemen eve gitmedik. Evde bıraktığımız ailelerimizin bizi beklemekten harap düştükleri çocukların artık oyunlardan yorgun düşüp uyudukları sinirlerin gerildiği bir ev ortamı oluştuğu gelen telefonlardan belli olmaya başlamıştı. Biz baylarında içtiğimiz ayranlardan dolayı denizli horozu gibi böbürlenme dürtülerimizin ilerlediği saatlerdi. Tabi ki çok doğal olarak ilk fırtına yeni evli olan arkadaşlarda koptu o fırtınada EFE senin çekingenliğin üstündeki sorumluluğun, fırtınayı sonlandırmak için harcadığın emek bu arada bizlerde karşı taraftaki horozun sesini kısmak için çaba harcıyorduk ki nitekim bu cabalar sonuç verdi ve arkadaşlar güle oynaya evlerine yolladık. Şu ana kadar anlatmak istediğim dilimin döndüğü kadar seninle ilgili çıkardığım sonuç bizlerin mutluluğu için bir ortam hazırlıyorsun bunun sonucu ortaya çıkmış bazı aile içinde oluşabilecek küçük tartışmaların sebebini kendin bilip kendine yıpratan bir duygu içerisinde harcamış olduğun o çaba takdire şayan bir davranıştı. Fakat boş ver be EFE bunlar aile ortamında olağan şeyler yaşayarak seninde göreceğin olaylar. Neyse şu ana kadar olan hep beraber yaşadığımız olaylardı. Gelelim bize… Tam hatırlamıyorum ama sanırım bende araba yoktu. Aynı mahallede olduğumuz için sen bizi eve bırakmak için yola düştük. Bu arada cisil cisil yağmurda başlamıştı konuşarak eve doğru ilerliyorduk tabi ki akşamla ilgili kritik de yapıyorduk. Bizim evin önüne gelmek üzereyken yağmurunda çoğalması üzerine muhabbet ederken bizim ufaklığın sabah anneannesine yağmurda nasıl bırakacağı konuşulurken bizim hanımın araba olsaydı iyi olurdu kelimesi ni söyleyince senin gibi bir dost boş durur mu ben arabayı bırakayım sabah onunla bırakırsınız dedin. Hâlbuki bizim çocuğu sabah bırakmak zor değildi en azından benim için. Sana ne kadar söylediysem de bu fikrinden vazgeçiremedim arabadan inerken ben kucağıma çocuğu aldım sen canım dostum yağan yağmuru aldırmadan anahtarı bıraktığın gibi fırladın evine doğru koşarak gidişin hele o vücutla gidişin hala gözümün önünde. EFE ben senin arabayı kapatamadım alarm çalmaya başladı mı saat gecenin 3.00 kucağımda çocuk var mı bir taraftan arabayı susturmaya çalışıyorum bir taraftan hanımla kavgaya başladım (her şeyin kolayına kaçıyorsun ne olurdu sabah kucakta götürsek çocuğu. İncilerimiz mi düşecekti diye) Bu arada arabanın alarmı acı acı bağırır gecenin yarısı inan soğuk soğuk terlemeye başladım bütün mahalle ayağa kalkacak. Bu zor durumda en kolayı hanıma bağırmak tabi ki kafalarda biraz gıcır ya hani içtiğimiz ayrandan. Sen de tahminime göre yaklaşık 500 metre civarında uzaklaşmışsındır belki daha fazla ama ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş alarm sesini gecenin sessizliğinde duymana engel değil az bir süre sonra baktım ki koşarak geliyorsun soluk soluğa kalmış bir vaziyette apo bak şurasına basacaksın o zaman susar şurasıyla kitlenir deyişin ben ne kadar al şu arabayı yağmur yağıyor desem de sen gecenin karanlığında cisele yen yağmurda koşarak uzaklaşıyordun nereye yetişecektin be EFE. Karşında kocaman bir karanlık vardı ve sen kendinden emin gülerek (beyaz gülüşün) görevini yapmış mutlu bir kişi edasıyla karanlığa doğru giderken arkandan bakıp kalmıştım.Yüzümde oluşan ve damlayan su zerrecikleri o an yağmurdu şu an …………. ABDULLAH TAŞKIN VE AİLESİ HEP SENİNLE

 * * * * *

 

İzzet İlhan

Hayatımda tanıdığım ve bundan sonra da tanıyamayacağım kadar bana yakın her şeyimi paylaştığım yegane arkadaşımdı o benim. Hani derler ya kafa dengi, kafadar, biz galiba öyleydik. Hiç benim isteyip onun istemediği veya onun isteyip benim istemediğim bir şey yoktu galiba aramızda. Hangi dost askerdeki arkadaşına her gün mektup yazar ve yazar da onu postanede sıraya girip postalar. Evet bunu tek dost yapar o da Türker Taşaltın. Askerde acemi birliğim bitip usta birliğimin Diyarbakır’a çıktığını duyduğunda benim sıkılmamam için elinden geleni yapmıştı. Çünkü babası Ramazan amca oradaydı o dönem ve sağolsun ki beni de Türker ve İlker’den ayırmamıştı.  Türker’den bana her gün mektup geliyordu, malum orası OHAL bölgesiydi ve gelen her mektup okunuyordu. Mektup şöyle başlıyordu; “Adamım bugün hava burada çok güzel cıvıl cıvıl her yer, ama sen bugünde yoksun, ama sen merak etme ben senin yerine de geziyorum adamım”  Bizim birbirimize olan hitap tarzımız buydu. Bir gün iştima alanlında bölük astsubayı çağırdı beni yanına ve bütün bölüğün önünde dedi ki : “oğlum bu nasıl bir arkadaşlıktır ki, geldiğin günden beridir adam sana her gün mektup yazıyor, ben böyle candan ve samimi bir dostluk görmedim, ben okumaktan bıktım o yazmaktan ve göndermekten bıkmadı” evet sanırım komutanın bu sözleri aramızdaki ilişkinin boyutunu tarafsız bir gözle her şeyiyle anlatıyor. O canım kardeşim beni üç kez Diyarbakır/Deve geçidi denilen yerde ziyaretime geldi ve bana şunu demişti : ” İşte hayat öyle bir şey ki askerliğin yaptığın yerde köpeği taksan durmaz ama sen duruyorsun gerisini sen düşün” Askerliğim bitti döndüm Denizli’ye Türker yine benim yanımda hep omuz omuza. Her şeyimi paylaşabileceğim canımı ciğerimi seve seve verebileceğim yegane bir dosttu o. Evlendiğim gün bile beni yalnız bırakmamıştı, gece yarılarına kadar bana ve eşime eşlik etmişti. Bize kendince işkence etti, çay pişirtti, yemek hazırlattı o kadar çok neşeliydi ki eminim bir arkadaş yerine bir kardeş olsa belki bu kadar güzel vakit geçiremezdim, mutlaka kavga ederdik, ama biz hiç Türker ile kavga etmedik. Allahım’a binlerce kez dua ediyorum ki beni böylesine bir arkadaş ile karşı karşıya getirerek onurlandırdı ama aramızdan da bir o kadar da erken aldı. Tedavisi boyunca aklımızın en küçük yerinden bile bir gün onun hastaneden çıkıp gelemeyeceğini hiç düşünmedik. Hep ha bugün ha yarın bitecek umuduyla bekledik durduk. Hastaneden çıkıp Çanakkale’ye gidiyorum dediğinde evet artık bitti demiştim. Hep derler ya Allah sevdiği kullarını yanına erken alır diye. Sanırım arkadaşımızı yaradan Allah Türker’i bizden daha çok seviyordu ki onu aramızdan kopartıp aldı. Cenabı Allah kabri mekanını cennet eylesin. Allah gani gani rahmet eylesin. Seni bütün bir ömrüm boyunca asla ve asla hiçbir zaman unutmayacağım, çünkü sen her zaman bizim kalbimizde ve yanımızdasın. Bir gün mutlaka ama mutlaka görüşeceğiz sevgili dostum, Türker kardeşim. Toprağın bol olsun.

*******


Sevgili Kardeşim;

 

Hayat senden sonrada devam ediyor. Senden sonra şu hayatta o kadar çok değişiklik oldu ki, lakin her muhabbette konu bir çok kez sana geliyor sana dokunuyor biliyor musun?

 

Senin tanıyanlar veya hiç sana rastlamamış insanlar bile  olsa muhabbet hep sana dokunuyor.  O nedenle seninde hiç karşılaşmadığın ama seni tanıyan yeni arkadaşlarımız oldu biliyor musun.

 

Güzel yaşamışsın hayatı diye düşünüyorum, bu kadar kısa olması dışında o kadar güzel yaşamışsın ki seni tanıyan herkes gülümseyerek anlatıyor seni ve hikayelerinizi. 16 yıl geçse de hep muhabbetlerimizde hep hatıralarımızdasın.  

 

O yüzden hiç tereddüt etmiyorum şu anda nasıl olduğunla ilgili, zira bu kadar güzel anlatılan bir insan kötü bir durumda olamaz ki diyorum, düşünceli kardeşim benim.

 

Sen benim ameliyatımdan sonra beni canın sıkılıyordur diye arabana bindirip gezdirmiştin, ben de seni gezdirecektim tedavinden sonra aslında, ama nasip değilmiş bunu yapmak.

 

Sakın kendini yalnız hissetme diye dualarımız hep seninle, muhabbetlerimizde hep seninleyiz sevgili kardeşim, sen huzur içinde uyu inşallah, bir gün tekrar karşılaşacağız inşallah Allah’ın izniyle.

 

Her daim yüzünde tebessümü eksik etmeyen Seni hep genç ve gülen halinle hatırlayacağız.

 

Gündal UŞAK.



Değerli Kardeşim Türker’e;

 

2000’li yıllarda geldiğim Denizli’de senin gibi değerli bir insan tanıdım,

Sen sanki Allah’ın  ödülü gibi bana arkadaş, dost ve dahi kardeş oldun,

Sen o kadar güzel güldün,  o kadar güzel dost oldun ki,

Ben, seni sinsice yok eden rahatsızlığını bile fark edemedim,

Aramızdan ayrılalı yıllar oldu ama, yokluğuna  hiç alışamadım,

Hala yanımızdaymışsın gibi hissediyorum,

Ve seni hep iyiliklerin ile hatırlıyorum,

 

İyi, dürüst ve doğru olanlar kaybetmez, kaybedilir, 

Evet değerli kardeşim biz seni kaybettik…

 

Kalkıp baksana arkadaşların kabir başında, 

Biz aynı yerdeyiz yine,  sense bizsiz şimdi nerde,

Helal olsun varsa hakkım bir değil bin defa,

Gözlerim dolar gülüşünü hatırladıkça, 

Dostum elveda …

 

Yetiş KAYA.



TÜRKER KARDEŞİMİN 15 YIL ANISINA

Türker kardeşimle 1992 yılında Milas’ dan Denizli’ ye vergi dairesi müdür yardımcısı olarak atandığımda, babasının  sayın defterdarımız Ramazan Taşaltın olması nedeniyle tanışma fırsatım oldu. Sayın defterdarımız genç müdür yardımcısı olmam nedeniyle beni Defterdarlığa bağlı Karahayıt’ kasabasındaki sosyal tesislere müdür olarak atadı. Bu müdürlüğüm sırasında Taşaltın ailesinin bütün bireyleri ile ailecek yakın dostluklarımız oldu. Yaş itibariyle elbette İlker ve Türker kardeşlerimle daha güzel günlerimiz oldu. Türkeri bu ortamda daha iyi tanıma olanağım oldu.

 Genel olarak bakıldığında biraz sessiz veya biraz çekingen bir yapısı olduğu hissedilse de, dostluğuna inandığı veya güvendiği dostların yanın da hiç de öyle olmadığı kolayca anlaşılabiliyordu. O yılarda tekstil firmasında çalışıyordu, daha sonra DSİ de çalışmaya başladı. Bu süreçte akşamları veya hafta sonlarında sosyal tesislere geldiğinde konuşup dertleşirdik. Bende bıraktığı en önemli yanlarından birisi ise çok duygusal, alçak gönüllü ve vefalı olmasıydı. Babası defterdar olmasına rağmen bu durumu yansıtacak hiç bir davranışının olmayışı benim takdirimi kazanıyordu. Çok arkadaşı yoktu belki ama dostlarına olan bağlılığı güçlüydü.

 Dostluklarımız bu şekilde devam ederken Defterdarımızın tayini Aydın’ a çıktı. Bizde akabinde Aydın’a tayinimizi istedik ve 25.0cak 2015 de Aydın’ da Güzelhisar Vergi Dairesinde çalışmaya başladım. Lojmanlarımız sırt sırtaydı. Burada yine dostluklarımız devam etti. Bir gün bana telefon ederek ev sahipliğinin verdiği duygularla beni bir akşam yemeğine misafir olarak davet etti. Konuştuk eski dostluklardan, Denizli’den Karahayıt’dan. Yani sözün çubuğunu yakıp geceyi uzattık o gün.

Bir gün abi dedi, sen Bodrum taraflarını bilirsin,  Erdem ve Halil arkadaşım gelecekler, hep beraber bir Bodrum turu yapabilir miyiz dedi. Ben de gezme delisi olarak tabi ki seve seve dedim ve düştük yollara. Kararlaştırdığımız saate buluşup çıktık yollara. İlk Durağımız Milas Güllük oldu. Bir çay molasından sonra Bodrum yarımadasını; Torba, Gölköy, Türkbükü, Gündoğan, Yalıkavak,  Gümüşlük, Kadıkalesi, Turgut Reis,  Akyarlar, Bağla Koyu, Ortakent, Gümbet ve Bodrum merkezi gezip mutlu bir şekilde geri dönmüştük. Güzel ve unutulmaz bir anımız olmuştu.

Birkaç kez İzmir’e tedaviye geldiğinde görüşmüştük.

 Altın kalpli ve vefalı kardeşimin geleceğe dönük birçok sevgileri, umutları ve hayalleri vardı. Ama tedavi gördüğü amansız bir hastalığa yenik düşerek 20.08.2004 tarihinde aramızdan ayrıldı. Alah Rahmet eylesin, Mekanı cennet olsun. Bizde ise anıları, dostluğu vefalılığı ve alçak gönüllülüğü kaldı. Nurlar içinde uyu güzel insan.

Enver ÇOBAN



Türker ile ilgili bir anımı aktarayım.

Türker’in, annesi ve babası ile tanışıyorduk. Türker bir gün bana Annem-Babam Denizli’ye geldi, size gelecekler dedi. Evime ilk defa gelecekleri için beni bir telaş aldı. Hemen eşimi aradım haber vermek için, ayrıca pasta börek meyve gibi siparişler verdim akşam için. İşyerinde de mesai bitsede hemen eve gitsem etrafı falan toparlasam diye planlar yapıyorum. Neyse akşam oldu mesai bitti, serviste giderken Türker serviste değildi. Ben evimin önünde servisten indiğim anda önümde bir araba durdu ve Türker arabadan inerek “abla kusura bakma ben sana şaka yaptım” dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım, sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.

O akşam artık kendi kendimizi ağırladık aldığımız ikramlarla,

Onunla aramızdaki anılardan sadece bir tanesi bu, nurlar içinde uyusun mekanı cennet olsun...

Hülya KÖKÇEN

 


Konferans Salonu ve Amfi
Konferans Salonu ve Amfi
Konferans Salonu ve Amfi
Konferans Salonu ve Amfi
Konferans Salonu ve Amfi
Konferans Salonu ve Amfi
Konferans Salonu ve Amfi
Konferans Salonu ve Amfi